Z kuşağı için seyahat, klasik anlamda bir “tatil” değil. Onlar için yolculuk; yeni bir hikâye, kimlik ifadesi ve hatta bazen bir yaşam biçimi. 1997 sonrası doğan bu kuşak, seyahat ederken nerede kaldığından çok ne hissettiğine odaklanıyor.
Önceki nesiller için önemli olan konfor ve standartlar, Z kuşağı için yerini deneyim, özgünlük ve esneklik kavramlarına bırakmış durumda. Bu da seyahat alışkanlıklarını kökten değiştiriyor.

Z kuşağı dijital dünyada büyüdü. Bilgiye hızlı ulaşabiliyor, karşılaştırma yapıyor ve seçenekleri sorguluyor. Bu yüzden seyahatte de “herkese uyan” paketler yerine kendine uyan rotaları tercih ediyor.
Onlar için önemli olan:
Seyahat, bir kaçıştan çok kendini ifade etme biçimi hâline geliyor.
Z kuşağı popüler destinasyonları tamamen reddetmiyor; ama kalabalık ve tekdüze deneyimlerden uzak duruyor. Aynı şehir içinde bile daha az bilinen semtler, lokal mekânlar ve alternatif rotalar dikkat çekiyor.
“Gitmiş olmak” değil, nasıl gittiğin ve ne yaşadığın önemli.
Bu yüzden:

Z kuşağı için konaklama bir statü göstergesi değil. Beş yıldızlı otellerden çok;
tercih ediliyor.
Burada önemli olan “gösteriş” değil, hikâyesi olan bir yerde kalmak.
Z kuşağı bütçe konusunda bilinçli ama kısıtlı. Bu yüzden:
Uygun fiyatlı ama akıllıca planlanmış bir seyahat, pahalı ama verimsiz bir tatilden çok daha cazip.
Sosyal medya Z kuşağı için güçlü bir ilham kaynağı. Ancak bu kuşak gördüğü her şeyi birebir kopyalamıyor. Daha çok:
Yani sosyal medya yol gösteriyor, ama yönlendirmiyor.
Z kuşağına göre iyi bir tatil:
bir deneyimdir.
Onlar için önemli olan, tatilden döndüklerinde sadece fotoğraf değil, anlatacak bir hikâyeye sahip olmaktır.
Z kuşağı, seyahati tüketmiyor; yaşıyor.Bu da turizm anlayışını, planlama biçimini ve beklentileri dönüştürüyor.
Artık iyi bir seyahat;
demek.